The Queen's Gambit: Bir Netflix Başyapıtı!

  


  Bu yazımızda Netflix' in en başarılı yapımlarından birini konuşacağız. Elimden geldiğince spoiler vermeden anlatmaya çalışacağım mini dizimizin adı The Queen's Gambit. Mini dizi nedir tam bilmeyenler veya arada kalanlar için, mini dizi 8-10 bölüm arası yayınlanıp hikayesini baştan sona anlatıp biten dizi çeşidi. Bir nevi çerezlik dizi yani. 

    Dizimiz 1950'lerde geçiyor ve küçük yaşta yetim kalan kızın, yetimhanede sahip olduğu satranç yeteneğini keşfetmesiyle hikayemiz başlıyor. Yetimhaneden gelen ilaç bağımlılığı gibi sorunlar ileriki hayatını etkiliyor olsa da Elizabeth Harmon (ya da kendi tercihi ile Beth) bunlara rağmen insanları satranç zekası, güzelliği ve zarafeti ile etkilemeyi başarıyor. Dizinin hikayesinin çok iyi olmasının yanında, diziyi çok çok yukarılara taşıyan tek bir unsur değil. Kostümler, müzik-mekan uyumları, çekim açıları da bir hayli başarılı. Diziyi izlerken her şey çok uyumlu, yerli yerinde duruyor ve göze batmıyor. Ayrıca dizinin yan karakterlerinin gerçekten çok başarılı oyuncular olmasından olsa gerek, yan hikayeler ve bu karakterlerle olan sahneler de izleyiciyi hiç sıkmıyor. Dizi her ne kadar dram içerse de abartılı uzun bakışma sahneleri, gereksiz ve bol diyaloglardan mahrum olması, izlerken gerçekten zamanın su gibi akıp geçmesini sağlıyor. 

    Başta değindiğimiz gibi dizi 1950'lerin ortasından 1960'ların sonlarına kadar sürüyor ve bu süre içerisinde izlediğimiz Beth karakterinin gelişimine bizleri ortak ediyor. Başlarda 9 yaşında yetimhanede tanıştığımız Beth ile Dünya Şampiyonalarına çıkan Beth'in aynı kişi olmadığını söylemek hiç de zor değil ve dizi bunu o kadar iyi işliyor ki sanki onca zamanı dizide geçirmiş gibi hissediyorsunuz. Karakterin aldığı kararlar, hareketleri, giyim ve konuşma tarzı ve daha niceleri dizinin başından sonuna kadar yavaş ama emin adımlarla gelişiyor. Burada da başrol oyuncusunu ve diğer yardımcı rollerde oynayan oyuncuların performanslarını göz ardı etmek ayıp olacağından, hepsini tebrik ediyor ve diğer yapımlarını dört gözle bekliyor olacağımı söylemek isterim.

  

  Ve tabiki dizi sadece bir satranç dizisi değil. Satrançla alakanız olmasa bile izlerken bocalamayacağınız sadelikte bir anlatıma sahip olmasının yanında dizi genel olarak hamlelere ve satranca odaklanmamış. Dizide asıl önemli olan karakterler ve bunların hikayeleri. Tabiki bunun sebebi de dizinin bir kitap uyarlaması olması. Daha önce sinemaya uyarlanan başka eserlerinin de bulunduğu Walter Tevis' in aynı adlı kitabından uyarlanmış dizimiz. Genç bir kızın olgunlaşmasını ve hayatının değişmesini ele alan ana karakterin hikayesi genelde anlatılan dramatik ve hüzünlü bir tarzın aksine sakin ve sade bir biçimde anlatılmış.

  

 Gelelim dizinin en önemli ve diziyi diğer yapımlardan ayıran kısmına: dizi izleyiciyi aptal yerine koymuyor. Evet bu dediğin de ne demediğinizi biliyorum çünkü izlediğimiz her film ve dizide ana karakterin yaptığı en ufak şeyin bile dünyayı kurtarmış gibi lanse edilmesi artık kimsede inandırıcı bir etki bırakmıyor. The Queen's Gambit'te bunu o kadar güzel ve sade bir şekilde anlatmış ki her şeyi alttan alttan hissediyorsunuz ama hiçbir şeyi hissetmiyorsunuz arası bir ikilem sürüp gidiyor. Örneğin Beth maça çıkıyor, kafası karışık ve aklında başka şeyler var. O maç yavaş ilerliyor, çıkmazlara giriyor ve sonucunda Beth kaybediyor ya da kazanıyor. Ya da Beth o gün iyi bir modda, mutlu ve keyfi yerinde. O gün çıktığı maçları sorunsuz bir şekilde oynuyor ve kazanıyor. Siz de Beth ile beraber mutlu oluyorsunuz veya üzülüyorsunuz ama aynı zamanda bunun sadece satranç olduğunun da herkes farkında. Ve şahsen benim bazen Beth'in kaybetmesini istediğim maçlar bile olmadı değil. Ki bir dizi ana karakter hakkında böyle düşündürebiliyorsa o dizi benim için gerçekten başarılı kategorisine girer. 


Dizinin izleyiciyi aptal yerine koymadığı bir nokta da satranç oyunları. Evet dizi satranç hakkında ama sadece satranç üzerine bir dizi değil demiştim daha önce,  yine de dizin yapımcısı satranç sahnelerini boş geçelim, kamerayı doldursun yeter dememiş. Bütün satranç sahneleri, hamleleri ve oyunları birden fazla dünya şampiyonluğu olan Garry Kasparov tarafından hazırlanmış. Bu küçük detaylar diziyi izleyip satranç bilmeyenleri pek etkilemiyor olsa da, satranca ilgisi olanların çok daha derinlerine düşebileceği bir dünyanın kapısını aralıyor. Ünlü açılış, oyun ortası ve oyun sonu taktikleri, bunların isimleri, Beth'in okuduğu kitaplar, bunların hepsi gerçek isimler ve kitaplar. Eğer satrançla ilgiliyseniz bunları internetten bulup okuyabileceğinizi de hatırlatmak isterim.

    Dizinin drama kısmına da değinerek yazımı sonlandırmak istiyorum. Dizi her ne kadar akıcı ve 7 bölümüyle kısa bir yapım olsa da bölümlerin içinde sıkça çıkmazlara girildiğini görüyoruz. Ana kahramanımız Beth, zekası ve satranç yeteneğiyle hızlı gelen şöhretin ve zenginliğin tadını çıkarırken biraz başına buyruk olmasının sonucunda aldığı yanlış kararlar, onun kariyerini bitirecek kararlar gibi görünmesine karşın Beth; hayatına giren kişiler ve birazcık da şans ile bu durumlardan sıyrılmasını başarıyor. Eninde sonunda dahi birinin delirmesine giden yolu işleyen dizi birkaç küçük klişe dışında bunu çok başarılı bir biçimde işliyor ve seyir keyfini bozmadan diziyi bize bitirtiyor.

Yorum Gönderme

3 Yorumlar

  1. Netflix'in SJWsiz sayılı dizilerinden

    YanıtlayınSil
  2. Netflix Starter Pack'e dahil ettim valla ilk gelenlerin mutlaka ilk izlemesi gekreen seri bu

    YanıtlayınSil
Emoji
(y)
:)
:(
hihi
:-)
:D
=D
:-d
;(
;-(
@-)
:P
:o
:>)
(o)
:p
(p)
:-s
(m)
8-)
:-t
:-b
b-(
:-#
=p~
x-)
(k)